10/6/2008
kendi masalını yazmak

bilirsiniz, koca bir haftayı istanbul gibi karmaşık, gürültülü, dağınık, hoşgörüsüz, saygısız, sevgisiz bir şehirde geçirmek zordur. haftayı nasıl yaşadığınızı, aslında neler kaçırdığınızı anlamanız mümkün değildir. görmezsiniz toprağın canlanışını, kornalar bastırır kuşların cıvıltılarını… “sabah işe yetişeceğim, akşam trafiğe kalmadan eve gideceğim” diye başınızı göğe kaldıracak zaman bulamazsınız. başınız ya öne eğiktir yorgunluktan, ya da gözleriniz hiçbir şeyi fark etmeden boş boş bakar geçtiğiniz sokaklara, dükkanlara, insanlara… “günaydın” demek gelir mi içinizden sokağınızı temizleyen çöpçünüze? “gelir elbette” ama önce onu görmeniz gerekir öyle değil mi? oysa bütün gece uykunuzu bölen düşünceler yürürken de sizinledir. hep bir hesap içindesinizdir, o aralar sıkıntınız neyse artık. bazen nefes alırsınız şöyle sırtınızı dayayıp bir yere “ah dostlar, arkadaşlar, akrabalar… nasıl da özlemişsinizdir sevdiklerinizi… “ onları uzun zamandır arayacak zamanınız olmamıştır, onların da sizi”… kitaplar… kitapçı raflarından alır almaz kokladığınız kitapların kokusu burnunuzda tüter. tozlarını kolunuzla sildiğiniz o mis kokulu kitaplar. içiniz sızlar “düşüncelerimi- düşünme zamanımı çalmışlar…” ağlayacak gibi olursun da utanırsın. saymamışsındır ama “birkaç yıl önce böyle değildim, beni bu çarka kim çekti?” dersin kızgın, bitik ve kayıp. eğer varsa şansınız, eğer kaçmak gelirse içinizden, kaçarsınız… ege’ye, akdeniz’e, karadeniz’e, ne bileyim belki de anadolu’ya… kaçarsınız ardınıza bakmadan… ya da atlarsınız bir vapura size en uzak ve en yakın adaya gidersiniz. uzaklaşırsınız her şeyden. iskeleye yanaşırken daha vapur, istanbul kilometrelerce uzaklarda kalır. martılar, kediler, mis gibi çiçek kokuları, maviyle kucaklaşmış yeşil karşılar sizi. iskeleden vapura atılan halatla bağlanırsınız yaşama, gerçek yaşama. ne dert kalır ne tasa… beyaza boyanmış evler, önlerinde ulu çınarlar, balıkçı lokantaları, önlerinde tekneler, balıkçı kayıkları, küçük kafeler, birbirine selam veren, gülümseyen yüzler… ne yana gideceğinizi şaşırırsınız… yüreğiniz artık ne yana çekerse. faytonlar geçer önünüzden, yelelerine boncuklar bağlanmış o mağrur atlar… bir masal olur yaşam, sizin yazdığınız sizin renklendirdiğiniz… sahilden yürürsünüz belki de… denizin kokusunu içinize çeke çeke. başka bir vapurun iskeleye yanaşmasını izlersiniz, içinde bulunduğunuz masalın kuğularıdır onlar. yürüdükçe çiçekler, sardunyalar el sallarlar size… “bu koku da ne ? tanıdık ama?” dersiniz de sevinçten çığlıklar atasınız gelir. ıhlamur çiçeklerinin kokusudur burnunuza gelen. çocukluğunuzu getirir kokusuyla size. ıhlamur ağacı olursunuz kocaman. erikler eğilir önünüzde, kütür kütür yiyin diye… bir bu ağaçtan, bir şu ağaçtan… en tepeye varırsınız. uzaklara gider gözleriniz, bir yassıada durur, bir sivriada. dalarsınız bir bahçeden içeri, kırmızıya boyanmış tahta kapıdan. elma ağacı başınıza değer daha içeri girerken. zambaklar, sardunyalar, beyaz papatyalar, küpeliler, çiçeklenmiş kaktüsler, sümbüller… bilirsiniz sevinirler geldiğinize. defne ağacı gölgenizi hazırlamıştır size. seversiniz gövdesini, “merhaba” dersiniz. iyi dinleyin, yanıt verir size. şimdi deniz hemen aşağıdadır. dalgalar kayalara çarparken, sular şarkı söyler. sen, yassıada ve sivriada, sohbet edersiniz sessiz ve derinden. güneş sabah görüşmek üzere ayrılır adadan. gece ay ve yıldızlar arkadaşlık eder size ve o dingin sessizliğe. işte insan o an anlar yaşadığını ve kendi masalını kendisinin yazdığını… Sevgilerimle. 2008
Konu: masal
billur köşkler,rengarenk gökyüzleri,pembe yanaklı çocuk yüzü,uçsuz bucaksız düşler..kendi düşlerimiz.masal ve düşler..yanyana ne güzeller.
Bağlantı »
Konu: :)
kndi masalını yazmak..
ve kendi manşetini atmak yaşamının baş köşesine:))
Bağlantı »
Konu: merhaba
suçlu istanbulmu ..nerelerdesiniz eski dostum ...ilk blog arkadaşım...sevgiyle kalın...iyi akşamlar...
Bağlantı »
Konu: Masal...
Nerede masallar? Bir ada masalı okur, dinlenirim diye uğramıştım.
Bağlantı »
Konu: Tasavvur ettiğin gibi değilim
Merhaba Gezenti. Bloguma pek güzel şeyler yazmışsın ancak tutturamadın. :)
Çok yoğun bir iş temposunun ardından biraz daha duruldu sular ama gel gör ki işin durulduğu yerde başka gelgitler...
Hakikaten yorumun ayrı güzeldi, yazın ayrı güzel. Hele hele yazında bir de ıhlamur ağacı yer bulmuşken ne söylenebilir ki? Çok güzel, su gibi akan bir yazı.
Masal tüm bunlar. Artık inanmıyorum tüm suçun İstanbul'da olduğuna... İnanmıyorum Ege'ye gittiğimde mutlak mutluluğun beni bekliyor olacağına... Bak, sen. Mutluluğu yanı başında, bir adada bulmuşsun. Belki kilometrelerce yolları aşmaya hiç de gerek yoktu. Zaten... Ege... Çok uzak artık.
Dediğim gibi, çok hoş bir yazıydı. Daha sık yazmanı isterim aslında. Ben yazmasam da okuyorum blogları... Yazamıyorum bu sıralar.
Tükettim sanırım.
Kendine iyi bak
Bağlantı »
Konu: BÖÖÖÖ:)
sen ne arıyorsun buralarda ben sizi adada, şu kaostan kurtulmuş halde düşlüyordum yıktın hayallerimi Canan :D
Bağlantı »
Konu: :))
Ağaçların arasında gezindim ben de,seni okurken...
Güzeldi.
Bağlantı »
Konu: :)
Cümlelerin iyi geldi.
Bağlantı »