19/1/2008
böyle olmasını biz hiç istemedik Hırant...

çocukluğum...
çocukluğum küçükyalı’da geçti. Evlerimiz apartmanlara dönüşmeden önce, herkesin evi bahçeliydi. biz iki katlı, 3 odalı, tahta tabanlı, kocaman balkonlu bir evin birinci katında oturuyorduk... bahçemizden çiçek kopardığım için, 3 yaşımda ilk dayağı ev sahibimiz cemil amcadan yemiştim... acısını hala anımsarım; ama artık gülümseyerek... cemil amcayla fatma teyzenin oğlu feridun; kardeşimle yaşıttı.. her yaz erzincan’a köye giderlerdi... dönüşte feridun’un şivesi değişmiş olurdu...
mahallede yaşıtlarım olmadığı için büyüklerle arkadaşlık yapardım ve onlar da beni aralarına kabul etmişlerdi. onların sırlarına ortak olur, başkalarıyla asla paylaşmazdım. aşağıda anlatacağım arkadaşlarımın benden yaşça büyük olduklarını belirtmeliyim...
evimizim solunda hatice teyzeler, onların üst katında ayşe teyzeler, en üst katta da naime teyzeler otururdu... o zamanlar 3 katlı apartman görünümündeki bahçeli tek ev onlarınkiydi... bahçelerindeki eriklerin tadı hala damağımdadır...
hatice teyzeyle mehmet amcanın 5 çocukları vardı: leyla; tam bir çılgındı.. ağız dolusu kahkahalar atar, ettiği laflarla hepimizi güldürürdü... kadriye; her zaman panik, her zaman pimpirikli ve hoş bir genç kızdı... hanife; onlara inat sarışındı, kızdığı zaman yanına yaklaşılmazdı... ahmet; yaramazlıktan kaç öğün dayak yerdi anımsamıyorum... sık sık burnu kanardı ve ben her defasında öleceğini sanırdım... arzu’nun doğumunu hatırlarım; bir gün duyduk ki arzu’yu hatice teyze evde dünyaya getirmiş... arzu kıvır kıvır saçlarıyla evin göz bebeğiydi ve leyla ablasının onun üzerinde çok emeği vardı... kardeşim serdar’la onlarda yemek yemeye bayılırdık... evde yemediğimiz herşeyi orada keyifle yerdik; bu annemi çok kızdırırdı... her eve döndüğümüzde bize kızar “evde neden yemezsiniz?” derdi... aslında yanıt basitti... kalabalık aile sofralarında yemek yemek benim için çok önemliydi, bizim aile yemek için bir araya gelmeyi pek beceremezdi... insan o neşeli sofrada önüne ne konsa yerdi zaten. hala kalabalık sofralar benim için ayrıcalıklıdır.
ayşe teyzeyle hatice teyze kardeştiler... ayşe teyzenin çocukları; yılmaz ve hakkı haşarıydılar.. ve çok yetenekliydiler... kovboyculuk oynadıkları silahları kendileri yaparlardı ve mahalleye dağıtırlardı... evlerinin bodrum katını disco yapmışlardı... bizi almazlardı... ablalarının adı emineydi.. ayşe teyze öyle zayıftı ki; babam ona ”yaprak ayşe” adını takmıştı.. herkes “yaprak ayşe” diye bahsederdi ondan... en üst katta oturan naime teyze ve mehmet amcanın bir oğlu vardı; turan... okuldan eve dönerken ensemize kadar çamur olurduk, ama turan’ın üzerinde bir damla çamur olmazdı... bütün anneler turan’ı bize örnek gösterirlerdi... biz de turan’ın titizliğine sinir olurduk...
sağımızdaki evde lebib bey amcalar otururdu. evleri 2 katlı, kocaman bahçeliydi... lebib bey amcanın oğlu gazeteci “ergin konuksever” di, sesinin kısıklığı ile anımsarım onu... onların alt katında sabahat teyzeler otururdu; oğlu rıza ve kızı berna ile... rıza külegeç, gırgır dergisinde karikatürlerin balon yazılarını yazardı... şarabı çok severdi, mahallede takma adı “şarapçıydı.” Tam karşımızda yargıç beyler otururdu... yargıç olduğu için belki mahallede ulaşılamayan insandı bizim için... harika bir eşi, ömer ve zeynep adında 2 çocuğu vardı... zeynep uzun sarı saçlı, incecik bir genç kızdı... pamuk prenses tadında yani... alt katlarında zihni, ablası ve annesi beraber oturulardı... zinhi’ yi çok esmer olarak anımsarım, bir de annesini avaz avaz bağırttığını... onların tam yanındaki evde füruzan teyzeler otururdu... onu şıklığı ile anımsarım... rüzgar adında bir oğlu, deniz adında bir kızı vardı... kızı sonra vefat etti... mahallede ilk televizyon füruzan teyzelere gelmişti... her akşam bizi televizyon izlememiz için evine alır ve her akşam da gofret ikram ederdi... televizyon istiklal marşıyla başlar, yayın koptuğunda da necefli maşrapayı izlerdik öylece... hala düşünürüm “bize televizyon mu yoksa gofret mi cazip gelirdi?” diye...
banyo, tuvalet ve mutfakta kullandığımız su, bahçelerimizdeki kuyu suyundan pompalanırdı... doğal olarak da her zaman motorlar arıza yapardı... ermeni komşumuz bedros amca çağırılır, tamir ettirilirdi. bedros amca eşi sona ile ayrılmıştı. sona’nın o yıllarda büyükada’da balık ağı örerek yaşamını sürdürdüğünü yeni öğrendim... bedros amcanın 3 çocuğu vardı; istepan ; bir türk kızı ile evli, 2 oğlu varmış... hala küçükyalı’da oturuyormuş... kirkor, amerikadaymış... ve kızı madlen.. ona kısaca mado derdi herkes... çok sıcak kanlıydı, hülya koçiyiğit hayranıydı. evinin kapısına gidip onu öptüğünü gururla anlatırdı... yeni duydum; madlen bir türk gencine aşık olmuş ve evlilikleri engellenince intihar etmiş... nasıl üzgünüm şu anda anlatamam... oysa onları bir gün göreceğimi düşünüyordum...
madam teyze rum’du... çok hoş bir kadındı... kızı ve eşi yazlık sinemada çıkan bir yangında yanarak ölmüşlerdi... yan sokakta otururdu, tek başına... çok iyi bir komşuydu, herkes diğerleri gibi onu da severdi...
mazhar amca bir türktü ve ermeni mari teyzeyle evliydi... mazhar amcadan daha yakındı mari teyze bizlere... kızının adı idil, oğlunun adı galip’ti... galip de haşarı bir çocuktu, annesini sürekli bağırtırdı... ara sıra rastlarım ona.. o artık kocaman bir baba... mahallede takma adı “culup” tu.. bu adı gençler koymuştu... ama bu isimle seslenmek galip’i deli etmeye yeterdi... ah az daha unutuyordum; mari teyze kızı idil’ le hemen hemen aynı zamanda bir çocuk daha dünyaya getirdi... başkaları için ne ifade eder bilmem ama bu bana çok hoş gelmişti....
babaları bakkal olan alevi ailenin çocuklarından en iyi hatırladıklarım; ziya ve gülali’dir.
ziya, 12 eylül öncesinde öldürüldü... şimdi yıkılmış olan o zamanların meşhur sineması sinema 63’ün tam önünde… mahallemize çöken o acı ve annesinin feryatları kulağımda...
şu anda bahsetmediğim tüm komşularımı onların sıcacık yüreklerini hiç unutmadım. unutmam da mümkün değil... bana onları tekrar tekrar anımsatan o kadar çok şey var ki... ama hırant dink’in öldürülmesi beni tekrar o günlere götürdü... eminim o da çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir komşu, çok iyi bir dosttu... benim sokağımdaki türk, ermeni, rum ve kürtler gibi o da yaşadığı yerdeki insanlarlarla birbirlerine saygı duyarak, acı ve sevinçlerini paylaşarak yaşadı...
bedros amca, istepan, kirkor, madlen, mari teyze, arusyak, tasula, agop, onnik, ohannes, sona, garo, HRANT DİNK.... özür dilerim... affedin... böyle olmasını biz hiç istemedik... artık yer yarıldı ve ben utancımdan içine girdim bile...
AFFEDİN....
Konu: Kucukyali
Bak ne guzel hatirladin, evet saclarim o zamanlar oyleydi ve de inan hala oyle, arada bir kestiriyorum ama bu yasa geldim hala boya surmedim onlara. Ayrica email adresine yazacagim.
Bloguna bir tesaduf eseri geldim, Sinema 63 ile bir yazi ariyordum, karsima sen ciktin, kismet iste.
Studio 63 te cekilen bir lise resmim var ,Facebook ta bulabilirsin beni, orada bir suru eskiden kalma siyah beyaz baska resimlerde var.
Gene yazarim,
sevgiler, Tulin
Bağlantı »
Konu: :) çok mutlu oldum
tülin... tanıyorum ben seni... senin saçların düz -siyahtı değil mi? sen beni anımsamayabilirsin belkide... çok heyecanlandım... sana mail adresimi atıyorum;
bana yaz...
Küçükyalı 50.yıl lisesi yılları... yazdığın tüm isimleri tanıyorum, anımsıyorum... "cacagu@gmail.com"
Bağlantı »
Konu: Kucukyali
Sevgili Canan,
Eger resmini gorursem mutlaka hatirlarim. Ben Ortaokulu , sonrada Lise 1 i Kucukyali Lisesinde okudum,onra Ozel Dogus Kolajine gectim. O zamanki ismi 50 yil Lisesi olmustu. Biz Mektep sokak duraginda indigin zaman o sokakta soldan 4 uncu tek katli evde otururduk.Bizim evin duvarinda BU BINA ISTANBUL VEREM SAVASI DERNEGINE diye baslayan bir yazi vardi, Mektep sokaga yolun dusenin bu yaziyi gormemesi imkansizdi.
Biz bir gruptuk, 24 saatimiz beraber gecerdi, Korhan, Hakan, Feyzan, Zafer.. ben ve ablam Banu..Bu isimlerden tanidigin varmi?
Kirkoru senelerce gormedim, Amerikaya gittigini okudum burada, bende liseden sonra Turkiyeden ayrildim ama hala eski arkadaslarimla internet araciligi ile gorusuyorum. Duru, agabeyi Kipel, hatirlarmisin? Kucukyalini taninmis yuzleri, Bekir Abi,Tarzan Mumtaz, Kara Erkan...yazlari Ipek Sinemasinda cikmazdik, gordumuz filme 3 kere daha giderdik.. ne gunlerdi.
Facebookta profilin varmi?
Bağlantı »
Konu: tülin'e
merhaba Tülin, dünya gerçekten küçükmüş... Benim adım Canan...Kirkor'la aynı mahallede oturuyorduk... ben küçükyalı ilkokulu ve küçükyalı lisesin'de okudum...
belki de tanışıyoruz, kimbilir?
sevgilerimle...
Not: kirkorlar'dan haberin var mı? nasılllar, iyiler mi? :)
Bağlantı »
Konu: Kucukyali
Bir rastlanti Blog sayfana geldim, Kirkordan bahsetmissin.Ben ortaokul 1 de Kirkorla ayni siniftaydim..hayret... dunya ne kadar kucuk :)
Kim oldugunu merak ettim
Bağlantı »
Konu: KÜÇÜKYALI
Benimle kontakt kurarmısın... Sevgiler
tkonuksever@gmail.com
Bağlantı »
Konu: eski kucukyali.
Eski Kucukyali oldukca guzel bir semtti.Orada anlatiginiz sahislari hemen hemen taniyor ,hatirliyorum.Saraci rizanin adi Sarap riza idi.O mahalede bolbol mahale savaslari cikar.Tarzan lakapli mumtaz galip "culup" tafasina atilan tas munasabeti ile kafasi yarilmisti..Ezaci hasan bey amca her turlu pansuman ve tedavi islerine bakardi.
iyi bir yazi o tarihlere bir gezinti yapmis oldum.Sagol
Bağlantı »
Konu: ...
İyiyim canım. Ben her zamanki gibi buralardayım. :) İş-miş, hayat-mayat, çoluk-çocuk yuvarlanıp gidiyoruz işte :)
Öpüyorum seni :)
Bağlantı »
Konu: utanmasi gereken...
...sen degilsin ki... ozur dilemesi gereken de sen degilsin... katiller, azmettiriciler, vuranlar, kiranlar, kufredenler ozur dilesin birak da allasen...
o cenazedeki onbinleri fotograflarda gordukten sonra (evet 200bin+gelemeyen birkac bin < 70 milyon, biliyorum) o senin diledigin ozur dilenmis sayilir o sessiz yuruyusle eger bir ozur borcu varsa da...
ama...
eger ki ozurluk bir durum varsa...
once apoya ermeni dölü diyen kaltak...
sonra garo mafyan, onno tunc gibileri icin 'alt tarafi ermeni', musevilere de kendi ekmek teknesinde 'hepiniz firinliksiniz' diyen sahte sanatci bozuntusu serefsiz it...
(terbiyeli olmaya calisiyorum!!!)
her cinayette eline daha cok kan bulasan 'kucuk' buyuk tum kerincli-'kerincsiz'ler...
otobuste boynunda hac gordukleri kizcagiza 'a..ina kodugumun gawuru' diyen it ve gikini cikarmayan bir otobus dolusu (genellersek milyonlarcaya tekabul ediyor) insan... burada insan lafin gelisi, yoksa insan mertebesinde olduklarindan degil...
sivas aziz nesine mezar olacak nidalariyla birsuru insani lince girisen ve basaran seyler... (insan diyemiyorum bile)
orhan pamuk'u oldurmek icin trilyonlar feda eden serefsizler...
'ya sev ya terket'ciler...
6-7 eylulculer...
kurtleri istanbulun gobeginde linc etmeye calisan 'tosuncuklar' ve bunu film gibi 'tepkisizce' izleyen polis...
aklima calakalem bunlar geldi. hos hic aklimdan cikmiyor ki...
bunlar dururken sana mi kaldi utanmak???
hersey bir yana (yazmakla birseyler duzelseydi keske...)
kalemine saglik, ne guzel anlatmissin... ben de benzer komsuluklari yasamistim isimler, hikayeler farkli olsa da isin ozu ayniydi...
sevgiyle kal
Bağlantı »
Konu: ..
Merhaba...
Nasılsın, iyi misin? Hava nasıl oralarda üşüyor musun? :)
Umarım iyisinizdir.
Sevgiler... :)
GEZENTİ'DEN NOT.
SEN NEREDESİN VE NASILSIN? İYİSİN DEĞİL Mİ?
Düzenleyen gezenti gün: 29/1/2008 saat: 18:18
Bağlantı »
Konu: ....
ne güzel bir mahalle ve ne şanslı bir çocukluk.
güven ve sevgi dolu komşuluk, hatta kardeşlikler.
oysa ben o kadar şanslı değildim. böylesi bir mozaik içinde büyümedim.
hep esrarengiz, kuşkulu şeyler konuşulduğunu duydum etnik veya dini kimlikleri farklı insanlara dair.
aklım erdikçe, hayatı öğrendikçe anladım ki bu ülke hepimizin memleketi. aynı duygularla çarpıyor yüreğimiz.
siyasetçiler çok yazık ediyor bize ve geleceğimize.
Bağlantı »
Konu: ...
:(
Bağlantı »